Dolar 18,8083
Euro 20,3704
Altın 1.151,64
BİST 4.981,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 7°C
Az Bulutlu
İstanbul
7°C
Az Bulutlu
Çar 10°C
Per 7°C
Cum 7°C
Cts 4°C

Kehf Suresi’nin anlamı nedir? Arapça ve Türkçe okunuşu

Kehf Suresi’nin anlamı nedir? Arapça ve Türkçe okunuşu
3 Aralık 2022 14:50
205
Kehf Suresi nedir? Kehf Suresi ne zaman ve nerede nazil olmuştur? Kehf Suresi kaç ayettir? Kehf Suresi ne anlatıyor? Kehf Suresi’nin okunuşu, anlamı ve tefsiri nasıldır? Deccal’in şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen sure olan Kehf Suresi ile alakalı her şeyi sizler için bu içerikte birleştirdik… Mekke döneminde nâzil olmuştur. 110 âyettir. İçinde mağaraya sığınanların bahsi de geçtiği için bu ismi almıştır. 28. âyetin Medine döneminde indirildiği rivâyet edilmiştir. Rahmân ve Rahîm Allah’ın ismiyle 1-2-3-4. Allah’a hamdolsun ki kulu Muhammed aleyhisselâma, içinde hiçbir çarpıklık bulunmayarak ve sağlam bir düstur olarak bu Kitab’ı; hem kendi tarafından gelecek şiddetli bir çileyle inkârcıları ve günahkârları korkutsun, hem sâlih amel sevaplı işler işleyen mü’minleri en hoş bir mükâfat olan ve içinde baki kalacakları cennetle müjdelesin, hem de: “Allah çocuk edindi.” diyenleri korkutup uyarsın diye indirdi. 5. Allah bir oğul edindi diyenlerin buna dair ne kendilerinin ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Reysa bir kelime olarak ağızlarından çıkan şey ne korkulu bir söz![1] Hakikatte onların söyledikleri ancak yalandan ibarettir! 6. Bu söze Ktümör’an’a inanmazlarsa, onların peşlerinden üzüntüden neredeyse kendini ayakyoluk edeceksin! [bk. 15/97; 26/3] 7. Kuşkusiz biz yeryüzünde olan şeyleri, onun üzerinde ziynet/süs yaptık. Böylece insanların hangisinin amel bakımından daha hoş olduğunu denemek istedik. [krş. 21/35; 67/2] 8. Biz elbette o yeryüzündekileri bir gün kupkuru bir toprak haline getireceğiz. 9. Bu böyle iken, Ey Resûlüm! Yoksa sen sadece Ashâb-ı Kehf’i ve Rakîm’i Mağarada uykuda kalıp kitâbede isimleri yazılı olanları mı bizim şaşılacak âyetlerimizden sandın? Kuruyan yer ve bitkilerin yeniden canlanması yanında, Ashâb-ı Kehf hikayesinin öneme şâyân dahi olmadığına işaret buyurulmaktadır.[2] Aşağıdaki âyetler 10-29 cemiyetin aleyhte tavrına rağmen fıtratın ve imanın gereğini yapan gençlerden bahsediyor. 10. Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp: “Ey Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bizim için bir kurtuluş yolu ve zafer hazırla.” demişlerdi. 11. Bunun üzerine mağarada, nice seneler onların kulaklarına perde vurduk tenn uykuya batırdık. [bk. 18/25] 12. Sonra uykuda ne kadar kaldıkları hakkında anlaşmazlık eden iki taraftan hangisinin süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtelim diye onları uyandırdık. 13. Biz sana şimdi onların haberlerini doğru olarak anlatıyoruz: Doğrusu onlar Rablerine inanmış birtakım genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini iman güçlerini artırmıştık. 14. Onların kalplerini sebat ve metanetle hakka bağlamıştık da o zaman putlara/put heykellere tapmayı reddederek, kral Dekyanus’un önünde takiyye yapmayarak[3] ayağa kalkıp: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasına asla ilâh diye yalvarmayız. Onun sözünü Rabbimiz Allah’ın sözünden üstün tutmayız. Böyle yapmazsak o zaman haktan uzak, pek saçma bir söz söylemiş oluruz.” dediler. Bunlar kula değil, Allah’a kul olarak hürriyete ve bu şansta ölerek de ölümsüzlüğe eriştiler ve Allah’ın korumasıyla dokunulmazlık kazandılar. 15. “Şu bizim kavmimiz var ya, O’ndan başka birtakım ilâhlar edindiler. Onların gerçek olduğuna dair bir kanıt getirseler ya! Artık Allah’a karşı yalan uydurandan daha gaddar kimdir?” 16. O gençlerden biri diğerlerine şöyle demişti: “Mâdem ki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde mağaraya girip sığının ki Rabbiniz size rahmetini yaysın ve bu işinizi size uygun ve verimli olarak hazırlasın.” 17. Onlar uyurken baksaydın güneşi görürdün ki; doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına meyleder, battığı zaman da sol yanından onları kesip geçerdi onlara dokunmazdı. Halbuki onlar, o mağaranın açık ve geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah’ın ibret alınacak âyetlerinden delillerindendir. Allah kimi doğru yola iletirse, o artık doğru yolu bulmuştur. Kimi de kendi amelinden dolayı sapıklıkta bırakırsa, artık onun için asla yol gösteren bir dost bulamazsın. 18. Onlar uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Biz onları yerde uyuduklarından dolayı bası yaraları oluşmaması için gâh sağa ve gâh sola çevirdik. Köpekleri de iki kolunu ön ayaklarını mağaranın girişine doğru uzatmış yatmaktaydı. Onlarla aniden karşılaşıverseydin, mutlaka dönüp kaçardın ve için korkuyla dolardı. 19. İşte böylece, aralarında hallerini birbirlerine sorsunlar diye onları dirilttik uyandırdık; içlerinden bir sözcü: “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya günün bir parçası kadar eğleştik.” dediler. ötekileri de dediler ki: “Rabbiniz ne kadar kaldığınızı daha iyi dahindir. Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranızla şehre göntenn de baksın hangi yiyecek daha temiz ve iyi ise ondan size bir azık getirsin. Ayrıca çok nazik ve ihtiyatlı davransın, sakın sizin bulunduğunuz yeri hiç kimseye sezdirmesin!” 20. “Çünkü, onlar sizi ele geçirirlerse, ya taşla öldürürler ya da güçle kendi dinlerine döndürürler. Bu takdirde asla kurtulamazsınız.”[4] 21. Bu şekilde, insanları onların gidişatından haberdar ettik ki bu sayede, Allah’ın diriltme taahhüdünin gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasında da hiçbir kuşku bulunmadığını öğrensinler. Nihayet, onları bulan halk kendi aralarında onlar hakkında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Kimileri: “Onların hatırasına bir anıt yapın. Biz onların gerçek gidişatınu öğrenemeyiz. Rableri onları daha iyi öğrenir.” dediler. Onların gidişatına dair tartışmayı kazananlar: “Mutlaka onların üstünde bir mescid edineceğiz.” dediler. Mağaranın kapısı önüne bir mescid yaptılar. 22. Onlar Ashâb-ı Kehf’in sayıları hakkında: “Üçtür, dördüncüleri köpekleridir.” diyecekler; “beştir, altıncıları köpekleridir.” diyecekler. Bu sözler bilinmeyen hakkında tahminde bulunmak[5]/kafadan atmaktır. Kimileri de: “Yedidir, sekizincileri köpekleridir.” derler. De ki: “Rabbin onların sayılarını en iyi dahindir. Onları pek az kimseden başkası[6] öğrenmez. O halde bunlar hakkında, Ktümör’an’da açıklanan bir kavgadan başka, tennliğine bir tartışmaya girme! Bunlar hakkında onlardan hiçbirine görüş sorma!” 23-24. İnşallah Allah dilerse/Allah izin verirse demeksizin, asla, hiçbir şey için: “Ben yarın bunu mutlaka yaparım.” deme![7] Unuttuğun zaman da yine inşallah diyerek Rabbini an ve: “Umarım ki Rabbim beni, bundan daha isabetli bir doğruya eriştirir.” de. 25. Onlar, mağaralarında üç surat sene kadar kaldılar; kimileri dokuz sene da ilave ettiler.[8] Ehl-i Kitab’dan kimileri böyle dedi. Allahu Teâlâ aşağıdaki beyanı ile onların bu iddiasını yalanladı. 26. De ki: “Allah, onların ne kadar kaldıklarını daha iyi öğrenir. Göklerin ve yerin gaybını öğrenmek O’na mahsustur. O, ne hoş gören ve ne hoş işitendir! Onların yerde ve gökte olanların, O’ndan başka dostu ve takviyecisı yoktur. O, hükmüne/hâkimiyetine hiç kimseyi ortak etmez.” 27. Resûlüm! Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedilenleri oku. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O’ndan başka da asla sığınılacak bir mercî bulamazsın. 28. Sabah akşam rızasını dileyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan fakir mü’minlerden ayırma onları gözardı etme. Kalbini bizi anmaktan aymaz bıraktığımız; kendi “hevasına/arzu ve hevesine” uyan ve işi hep emirlerimize karşı isyan ve taşkınlık olan kimseye de itaat etme! Zengin ve ileri gelen bazı müşrikler, Resûlullah’tan, fakir mü’minleri yanından kovması koşuluyla kendisiyle görüşeceklerini söylediler. Yukarıdaki âyet bunun üzerine nâzil oldu. [bk. 6/52; 20/16; 68/8-14; 76/24] 29. De ki: “Hak olan bu Ktümör’an Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen de küfre sapsın kâfir olsun.”[9] Kuşkusiz biz kâfir olan bu gaddarlara, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatan bir ateş hazırladık. Şâyet onlar susuzluktan feryat ederek takviye isterlerse, kendilerine erimiş maden gibi yüzlerini kavuran bir su ile takviye edilir. O ne kötü bir içecektir ve o ateş ne fena dayanılıp oturulacak yerdir! 30. Doğrusu iman edip de sâlih sevaplı amel işleyenlere gelince, elbette biz, ameli hoş olanın mükâfatını asla zâyi etmeyiz. 31. İşte bu kimseler için, alt tarafından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle bezenecekler, altın ve gümüş işlemeli ince ipekten, kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler. Tahtlar üzerine yaslanıp oturacaklardır. O ne hoş mükâfat, ne hoş yaslanarak oturulacak yerdir! [krş. 25/75-76; 35/33] 32. Onlara şu iki adamı misal ver: Biz onların birine iki üzüm bağı lütfetmiş, etraflarını hurmalarla çevirmiş ve ikisinin arasında da ekin ve meyvelik tamamlamıştık. 33. Her iki bağ da her sene yemişlerini vermiş, hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Onların iki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık. 34. Onun başka serveti de vardı. Bu yüzden arkadaşı ile konuşması sırasında: “Benim mülküm ve servetim seninkinden daha çoktur ve ayrıca maiyyetim bakımından da senden daha haysiyetliyim.” dedi. 35. Böylece o zenginliğiyle övünen kimse, kendisine zulmederek, inkârcı bir halde bahçesine girdi: “Bunun hiçbir zaman batacağını zannetmiyorum.” dedi. 36. “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen ben, Rabbime döndürülürsem bunun yerine, elbette bundan daha iyisini bulurum.” dedi. 37. Onunla konuşmakta olan arkadaşı da, ona dedi ki: “Seni önce topraktan, sonra bir nutfe spermden yaratıp sonra da sana adam şekli veren Allah’ı inkâr mı ediyorsun?” 38. “Fakat ben inanıyorum ki O Allah benim Rabbimdir; ben Rabbime hiç kimseyi ortak yakalamam.” 39-40-41. “Bahçene girdiğin zaman, ‘Mâşaallah, lâ kuvvete illâ billâh bu Allah’ın dilediğidir, Allah’tan başka hiçbir kuvvet yoktur!’ demeli değil miydin? Üstelik beni, mülk ve evlat bakımından kendinden daha alt görüyorsun. Umulur ki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir, o seninkinin üzerine gökten bir afet indirir, o da kaskatı kaypak bir toprak oluverir yahut syat yere çekilir de artık onu bir daha elde edemezsin.” [krş. 57/20] 42. Nitekim o inkârcının serveti kuşatılıp ürünü ayakyoluk edildi, çardakları çökmüş halde görünce, o bahçenin uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını ovuşturmaya başladı ve: “Keşke ben, Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım.” dedi. [krş. 68/17-31] Çünkü o, mülk ve mevkiinin geçici olduğunu ve bir anda yok olacağını düşünmemiş ve Allah’ı egemen kabul edip O’na sığınmamıştı. Buna karşılık malına güvenerek gururlanmış, sihirklenmişti. 43. Ona Allah’tan başka takviye edecek bir topluluk da yoktu. Karşı kreyup kendisini kurtaramadı da. 44. İşte böyle bir gidişatta koruyuculuk ve hâkimiyet, yalnız hak olan Allah’a mahsustur. Sevap verme bakımından en hayırlı O’dur, sonuçlandırma bakımından da en hayırlı yine O’dur. 45. Onlara dünya hayatının misalini şöyle anlat: O dünya hayatının gidişatı tıpkı, semadan indirdiğimiz su ile yeryüzü bitkilerinin birbirine karışması sulanıp güzelleşmesi ve sonunda o bitkilerin kuruyup rüzgarların savurduğu çöp kırıntısı haline gelivermeleri gibidir. Allah, her şeyin üstünde bir kudret sahibidir. [bk. 10/24; 39/21; 57/20] 46. Mülk ve oğullar, geçici dünya hayatının ziynetidir. Bâkî kalacak olan sâlih ameller[10] ise, Rabbinin katında sevapça daha hayırlı, ümit bağlanmaya da daha lâyıktır. [bk. 3/14; 64/15] 47. Düşün ki o gün, biz dağları yürütüp gidereceğiz ve yeri apaçık düz ve çıplak göreceksin. Yine o gün içlerinden hiçbir kimseyi bırakmaksızın herkesi mahşerde toplarız. [bk. 20/ 105-107; 101/5] 48. Hepsi sıralar halinde Rabbine talep olunmuşlardır. Onlara: “Andolsun ki sizi şehirk kere yarattığımız gibi şimdi de çırılçıplak, hiçbir şeyiniz olmaksızın bize geldiniz. Fakat siz, sizin için taahhüdümizi yerine getirecek bir zaman tahdit etmediğimizi zannettiniz değil mi?” denilir. 49. Amelleri yazılı kitap önlerine konulmuştur. Artık o günahkârları görürsün ki onun içindeki yazılı şeylerden korkarak: “Eyvah bize! Bu kitap da ne acâyip! Küçük sihirk hiçbir şey bırakmayıp onları sayıp dökmüş.” derler. Onlar bütün yaptıklarını o kitabın içinde hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. [bk. 17/71; 45/28-29] 50. Hani meleklere: “Âdem’e kudretim için secde edin.” demiştik de İblis hariç hemen secdeye kapanmışlardı. O cinlerdendi, Rabbinin emrinden çıktı/âsî oldu.[11] Ey insanoğulları! Beni bırakıp da onu ve neslini mi dostlar ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Böyle yapmak gaddarlar için ne kötü bir değiştirmedir! [bk. 2/34; 7/12; 15/28-39] 51. Ben, ne göklerin ve yerin yaratılmasında ne de kendilerinin yaratılmasında, onları hazır bulundurmadım. İnsanları saptıranları da kendime takviyeci edinmiş değilim. [bk. 17/56; 27/60-64; 34/22-23] 52. O gün Allah, müşriklere: “Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdüğünüz tapınma, dilenme ve kendisine bağlanmada bana ortak hale getirdiğiniz şeyleri çağırın.” der. Hemen onları çağıracaklar ama onlar kendilerine cevap vermeyeceklerdir. Biz onların arasına bir ateş nehirsi koyacağız. [bk. 46/5] 53. Günahkârlar, ateşi gördüklerinde artık, içine düşecek olanların kendileri olduklarını anlayacaklar, fakat oradan dönecek ve kaçacak yer de bulamayacaklar. 54. Andolsun ki biz, bu Ktümör’an’da insanlara gereksinim duydukları her misali farklı üsluplarda açıkladık. Fakat insan, pek çok şeyde münazaracı olmuştur. 55. Kendilerine doğru yolu gösteren rehber peygamber ve Ktümör’an geldiği halde insanları, iman etmelerinden ve Rablerinden mağfiret dilemelerinden alıkoyan şey, ancak ve ancak evvelkilerin başlarına gelen, âdet-i ilâhî olan felaketin kendilerine de gelmesini veya onlara gözleri önünde âhiretteki eziyetin gelivermesini beklemeleridir. 56. Biz peygamberleri sadece cenneti müjdeleyici ve çileye karşı uyarıcılar olarak gönderdik. Küfre sapanlar ise, hakkı batılla çürütmek ve ortadan kaldırmak için çaba ederler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri de eğlence edindiler. 57. Rabbinin âyetleriyle kendine nasihat edildiği halde, onlardan surat çeviren ve kendi yaptığı günahlarını unutan kimseden daha gaddar kim vardır? Biz de bu sebeple onların kalplerinin üzerine, onu Ktümör’an’ı iyi anlamalarına engel olan perdeler ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da, asla doğru yola gelmezler. 58. Ama Rabbin çok bağışlayıcı, acıma sahibidir. Şayet onları kazandıkları günahları ile hesaba çekseydi, onlar için eziyeti çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vaadedilen bir zaman vardır ki, o gün geldiğinde O’ndan başka hiçbir sığınacak yer bulamayacaklardır. [bk. 16/61; 35/45] 59. İşte Âd, Semûd gibi gaddar oldukları vakit[12] kendilerini ayakyoluk ettiğimiz memleketler! Onların ayakyoluki için de emin vakit koymuştuk. 60. Bir vakit Musa, hizmet eden gencine demişti ki: “Ben Hızır’la buluşmak için iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayıp gideceğim veya uzun zaman geçireceğim.” 61. Derken ikisi o iki deniz arasının birleştiği yere varınca bir kayaya sığındılar. Fakat azıklarından su birikintisine koydukları cansız balıklarını unuttular. O da sıçrayıp denizde bir deliğe/oyuğa doğru yola koyulmuştu.[13] 62. O deniz kavşağını geçtikleri zaman Musa gencine: “Kuşluk yemeğimizi getir de yiyelim. Bu yolculuğumuzda hakikaten yorgun düştük.” dedi. 63. Genç: “Gördün mü! O kayalığa sığınıp dinlendiğimiz sırada, balığı söylemeyi unuttum. Onu söylememi bana unutturan şeytandan başkası değildir. O, şaşılacak şekilde canlanıp denizde yolunu yakalamıştı.” dedi. 64. Musa: “Aradığımız şey bu!” dedi. Hemen geldikleri yoldan ikisi izlerini takip ederek gerisin geriye döndüler. 65. Derken orada kullarımızdan bir kul olan Hızır’ı buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vahiy vermiştik ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. 66. Musa ona: “Sana doğru yol ve hayır olarak öğretilenden bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?” dedi. 67. O da: “Doğrusu sen, benimle birlikte yaptıklarıma sabretmeye asla dayanamazsın.” 68. “Üstelik bilgi olarak aslını kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin?” dedi. 69. Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem.” dedi. 70. Hızır da: “O halde bana tâbi olursan, ben sana o konuda bir söz söyleyinceye kadar, bana yaptıklarımdan hiçbir şey sorma.” dedi. 71. Bunun üzerine ikisi de gittiler. Nihayet gemiye bindikleri vakit, Hızır onu deldi. Musa: “Gemi halkını boğmak için mi onu deldin? Hakikaten sen korkunç bir şey yaptın.” dedi. 72. O da: “Sen benimle birlikteliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi. 73. Musa: “Unuttuğum şeyden dolayı bana çıkışma, arkadaşlık işimde bana bir eforluk çıkarma da beni bağışla.” dedi. 74. Yine birlikte gittiler. Tâ ki, bir oğlan çocuğuna rastlayınca Hızır hemen onu öldürdü. Musa: “Bir can karşılığı olmaksızın, pak günahsız bir canı öldürdün ha! Hakikaten sen benzeri görülmemiş çirkin bir şey yaptın.” dedi. 75. Hızır: “Ben sana, benimle birlikteliğe sabretmeye asla dayanamazsın demedim mi?” dedi. 76. Musa: “Şayet bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaş olma! Artık bununla, tarafımdan kabul edilen son gerekçeye eriştin.” dedi. 77. Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına varıp onlardan yemek istediler. Vermediler ve onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır kerâmeti ile[14] hemen onu doğrulttu eski haline getirdi. Musa: “Niçin yaptın? Şayet isteseydin buna karşı bir fiyat alırdın.” dedi. 78. Hızır: “İşte bu, seninle benim birbirimizden ayrılma vaktimizdir. Şimdi sana, sabretmeye dayanamadığın şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.” dedi. 79. “Gemiye gelince: O, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü peşlerinde her sağlam gemiyi güçle alan bir hükümdar vardı.” 80. “Oğlanın ise, anne babası inanan kimselerdi. Bu çocuğun onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden veya zorlamasından korktuk.” 81. “İstedik ki Rableri ona karşılık, kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.” 82. “Gelelim duvara: O, şehirde iki öksüz çocuğun idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da sâlih iyi ve temiz bir kimse idi. Rabbin onların gelişip olgunluk çağına ermelerini ve kendisinden bir rahmet olmak üzere definelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunu kendi emrim ve re’yimle yapmadım. İşte üzerinde sabretmeye dayanamadığın şeylerin içyüzü bu!” 83. Ey Resûlüm! Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: “Size ondan bir hatıra okuyacağım.”[15] 84. Gerçekten biz onu yeryüzünde sihirk bir iktidar sahibi yaptık ve gereksinim dinlediği her şey için bir sebep bir yol ve imkân bahşettik. 85. O da batıya doğru bir yol takip etti. 86. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir su gözesinde Atlas Okyanusu’nda batıyor buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Ona: “Ey Zülkarneyn! İman etmezlerse onlara ya azap edersin veya haklarında hoş olan yolu tutarsın.” dedik. 87. Zülkarneyn dedi ki: “Kim inkâr ederek gaddar olursa, biz onu cezalandıracağız. Sonra o, Rabbine döndürülür. O da kendisine görülmemiş şiddetli bir azap ile azap eder.” 88. “Ama kim de inanıp hoş amel ve harekette buluntümörsa, mükâfatların en hoşu onundur. Ve ona buyruklarımızdan kolayını söyleyeceğiz.” 89. Sonra Zülkarneyn bir yol daha takip etti. 90. Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, onun güneşin, kendilerine sıcaktan koruyacak hiçbir siper nasip etmediğimiz çıplak bir kavim[16] üzerine doğduğunu gördü. 91. İşte Zülkarneyn böyle bir hükümranlığa sahiptir. Doğrusu biz onun yanında ne var ne yoksa ilmimizle kuşatmıştık.[17] 92. Sonra bir başka yol yakaladı. 93. Nihayet iki dağ arasına eriştiği zaman, onların önünde eteğinde, hemen hemen hiç söz dil anlamayan bir topluluk buldu. 94. Onlar tercümanları vasıtasıyla: “Ey Zülkarneyn! Hakikaten Ye’cûc ve Me’cûc, bu yerde muhtelif kötülükler yaparak bozgunculuk çıkarmaktadır. Bizimle onlar arasına bir set yapman için sana vergi verelim mi?” dediler. 95. O da: “Rabbimin o hususta bana verdiği imkân ve nimet daha hayırlıdır. Haydi siz, bana kuvvetinizle takviye edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım!” dedi. 96. “Bana demir kütleleri getirin.” Nihayet iki dağın arası dolup denkleşince: “Üfleyin körükleyin.” dedi. Nihayet onu bir ateş haline koyduğu zaman: “Getirin bana, üstüne erimiş bakır dökeyim.” dedi. 97. Artık Ye’cûc ve Me’cûc onu ne aşabildiler ne de delebildiler. 98. Zülkarneyn: “Bu, Rabbimden kullarına bir rahmettir. Rabbimin taahhüdü geldiği kıyamet yaklaştığı veya Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkacağı zaman, onu yerle bir eder. Rabbimin taahhüdü gerçektir.” dedi. [krş. 21/96] 99. O gün biz herkesi deniz dalgaları gibi birbiri içinde çarparak dalgalanır bir halde bırakmışızdır. Sûr’a üflenince de onları hep bir araya toplarız. 100-101. Beni anmaktan yana kalp gözleri perdeli olan ve Ktümör’an’ı dinlemeye dayanamayan o kâfirlere/küfre sapanlara o gün cehennemi bütün anlamıyla gösteririz. 102. Küfre sapanlar, beni bırakıp kullarımı dost ve ilâh edinip onların dine aykırı buyruklarını yakalamalarıyla onların kendilerine fayda vereceklerini mi sandılar? Muhakkak ki biz küfre sapanlara cehennemi bir konak olarak hazırladık. 103-104. De ki: “Yaptıkları işler itibariyle, en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi?” Bunlar, kendilerinin iyi bir iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çalışmaları boşa giden kimselerdir. [bk. 24/39; 88/1-3] 105. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu yüzden, onların hayır olarak yaptığı bütün işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onların iyi amelleri olmadığı için bir terazi kurmayız.[18] 106. İşte, hem küfre saptıkları/inkâr ettikleri hem de âyetlerimi ve peygamberlerimi eğlence edindikleri için onların cezası cehennemdir. 107-108. Hakikaten iman edip de sâlih ameller işleyenlere gelince, onlara da konak olarak Firdevs cennetleri vardır. Orada sürekli kalacaklardır. Oradan başka yere gitmek istemezler. 109. De ki: “Rabbimin sözlerini/ilmini yazmak için denizler mürekkep olsa, takviye olarak bir o kadarını daha getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce o denizler tükenirdi.” [krş. 31/27] 110. De ki: “Ben ancak sizin gibi bir insanım; şu farkla ki bana ilâhınızın, bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Kim Rabbine rızasına ulaşmış bir mü’min olarak kavuşmayı arzu ediyorsa sâlih amel işlesin ve Rabbine ‘iman ve itaatte’ hiçbir şekilde şirk/ortaklık karıştırmasın.” [krş. 1/4; 11/123; 12/106] Allah varken, O’nu bırakıp gerek başkalarından takviye ummak, gerek Allah’ın emirlerine aykırı emir verenlere bağlanıp itaat etmek, amellere şirk karıştırmaktır. Rabbe kavuşma yolunda imandan sonra şehirk adım, O’na iman ve emirlerine itaat, son mevki de O’na tevekkül ve teslimiyettir bk. 11/123. Allah’ın rızasına kavuşmak sâlih amelle olur. Kul namazı, cennet kazanma, Allah’tan korkma veya bir borç olarak kılmaktan ziyade; O’nun rızasına kavuşmak için kılmalıdır. Namaz, aynı zamanda nefsin veya içinde bulunulan her türlü civarın köleliğinden kurtulduğunun ve Allah ile hür olduğunun göstergesidir. Mü’minin birinci görevi de bu hürlüğü şirksiz elde etmektir. [bk. 2/45, 144] [1] “Kebûra” fiili burada taaccüb anlamındadır Elmalılı, VI, 4927. [2] Beydâvî; Celâleyn. [3] Dekyanus M.S. 141-151 seneleri arasında Efes’te hüküm sürmüştür. [4] Nitekim, çarşıya yiyecek almak için gönderilen genç, Efes’e inip üzerinde Kral Dekyanus’un ismi bulunan paraları bilgince, bu paranın bir hazine buluntusu olduğundan ve kendisinden şüphelenen dükkân sahibi, bazı komşularını da çağırıp bunu Kralın yanına götürdü. Onlar bunun ve arkadaşlarının Hz. İsa’nın peygamber olduğuna inanan halis ve gerçek anlamda hıristiyan oldukları ve bundan dolayı putlara saygı gösterisi yapmaktan, O’na tapmaktan kurtulmak için mağaraya sığındıklarını anladılar. Bunun üzerine birliktece mağaraya gittiler, onlarla da konuştular ve onların 300 sene kadar uyuduklarını anladılar. Bu sırada onlar bu gelen hıristiyan kardeşlerini selamlayarak yere uzandılar, tekrar uykuya dalar gibi ruhlarını teslim ettiler. Kral da onları oraya gömüp üzerlerine mescid gibi bir yer yaptı Beydâvî; İbni Kesîr Sâbûnî, II, 413. Bu olay aynı zamanda öldükten sonra -âhirette- dirilmenin açık bir örneğidir. Buradan şöyle bir mesaj daha çıkartılabilir: Bu yiğit insanları, tevhîde inanıp, şirke ve putçuluğa karşı durmalarından dolayı bir hikmet üzere yattan Rabbimizdir. Sonra onları ibret olarak uyandırıp öldüren de O’dur. Ama nice insanlar vardır ki dünya olayları, sistemler, nefislerinin heva ve hevesleri, şeytan ve dostları onları Allah’a kulluktan yana ölene kadar uyutmaktadır. Uyanık olanlara ve uyananlara ne mutlu! [5] İbni Kuteybe, s. 266 [6] İbni Abbas, “İşte ben o ‘pek az’ın içindeyim.” demiş ve onların yedi kişi olduğunu söylemiştir Beydâvî. [7] Kureyş müşriklerinden bir grup, peygamberliğini öğrenmek için Resûlullah’a ruh, Ashâb-ı Kehf ve Zülkarneyn hakkında sualler sormuşlardı. O da konu ruha gelince, “Yarın cevap veririm.” demişti, “İnşallah” dememişti. İşte buradaki bir ifade hatasından dolayı 15 gün vahiy kesilmiş, Efendimiz sas. hakkında, “Onu Rabbi unuttu.” demişlerdi. Sonra bu âyetler ve bu sûrenin 9-25, 83-98 arası âyetleri ile Duhâ sûresi indi Elmalılı, IV, 3198, 3217-3218. [8] Buna göre bu süre/zaman, güneş takvimine göre 300, ay takvimine göre 309 senedir. Bu kadar zaman geçime akılperestlere aykırı kazanç. Fakat Allah’ın kudretine inananlar için hiç de aykırı değildir Çantay, II, 358. [9] Yüce Allah, iman ve küfrü seçme konusunda, insanları hür bıraktığını bu âyette açıklamıştır. [krş. 2/256; 76/3] [10] İhlasla yapılan imanlar ve hayır olan işler. [11] Âyetteki “feseka” kelimesi “bir şeyden çıkma, âsî olma” mânasındadır. [12] Allah asla çileyi istemez. Fakat hevâî arzular, otorite olmaya/efor ve baskıya dönüşünce hem eziyet hem de ilâhlık yapılmış olur ki bunun tarihte örnekleri vardır. [bk. 6/45-47] [13] “Balığın dirileceği” yer ise Hz. Musa’ya, Hızır as. ile buluşma yeri olarak bildirilmişti [14] İbni Abbas ve İbni Cübeyr’den rivayet edilmiştir Elmalılı, V, 3268. [15] Zülkarneyn hakkında bazı görüşler vardır. Kimileri, onun Makedonya kralı Sihirk İskender olduğunu söyler. Diğerlerine göre o değildir. Çünkü o putperesttir. Ktümör’an’da sözü geçen Zülkarneyn’in ise Allah’a ve âhirete inanan velî, sâlih bir mü’min olduğunda ittifak vardır. Ona Zülkarneyn denmesi, güneşin iki ucuna varması, doğu ve batıya hükmetmesinden dolayıdır Elmalılı, V, 3274-3279; Seyyid Kutub, IX, 461-462; Mehmed Vehbi, VIII, 3165. [bk. 18/86, 90] [16] Bunların güneşten korunacak evi ve elbisesi olmayan zenci insanlar olduğu söylenir Sâbûnî Safve, II, 434; Celâleyn. Tunus ve Merakeş’e vardığında İfrikiyye isimli bir şehir ktümörmüş, bu yüzden bu kıtaya Afrika kıtası denmiş ise de zâhir olan Uzakdoğu olmasıdır Elmalılı, V, 3284; Seyyid Kutub, IX, 462. [17] O şeylerin çokluğu o derecede idi ki onları ancak Latîf ve Habîr olan Allah’ın ilmi ihâta edebilirdi Beydâvî. [18] Yahut: Onlara iyi işleri için hiçbir değer vermeyiz Nesefî Medârik, III, 27; Celâleyn. Kehf Suresi nin anlamı nedir? Arapça ve Türkçe okunuşu #1   1. Elhamdu liAllâhi-lleżî enzele ‘alâ ‘abdihi-lkitâbe velem yec’al lehu ‘ivecân 2. Kayyimen liyunżira be/sen şedîden min ledunhu veyubeşşira-lmu/minîne-lleżîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehum ecran hasenân 3. Mâkiśîne fîhi ebedân 4. Veyunżira-lleżîne kâlû-tteḣażaAllâhu veledân 5. Mâ lehum bihi min ‘ilmin velâ li-âbâ-ihimc keburat kelimeten taḣrucu min efvâhihimc in yekûlûne illâ keżibân 6. Fele’alleke bâḣi’un nefseke ‘alâ âśârihim in lem yu/minû bihâżâ-lhadîśi esefân 7. İnnâ ce’alnâ mâ ‘alâ-l-ardi zîneten lehâ linebluvehum eyyuhum ahsenu ‘amelân 8. Ve-innâ lecâ’ilûne mâ ‘aleyhâ sa’îden curuzân 9. Em hasibte enne ashâbe-lkehfi ve-rrakîmi kânû min âyâtinâ ‘acebân 10. İż evâ-lfityetu ilâ-lkehfi fekâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten veheyyi/ lenâ min emrinâ raşedân 11. Fedarabnâ ‘alâ âżânihim fî-lkehfi sinîne ‘adedân 12. Śumme be’aśnâhum lina’leme eyyu-lhizbeyni ahsâ limâ lebiśû emedân 13. Nahnu nakussu ‘aleyke nebeehum bilhakkic innehum fityetun âmenû birabbihim vezidnâhum hudân 14. Verabatnâ ‘alâ kulûbihim iż kâmû fekâlû rabbunâ rabbu-ssemâvâti vel-ardi len ned’uve min dûnihi ilâhâens lekad kulnâ iżen şetatân 15. Hâulâ-i kavmunâ-tteḣażû min dûnihi âlihetens levlâ ye/tûne ‘aleyhim bisultânin beyyinins femen azlemu mimmeni-fterâ ‘alaAllâhi keżibân 16. Ve-iżi-’tezeltumûhum vemâ ya’budûne illaAllâhe fe/vû ilâ-lkehfi yenşur lekum rabbukum min rahmetihi veyuheyyi/ lekum min emrikum mirfekân 17. Veterâ-şşemse iżâ tale’at tezâveru ‘an kehfihim żâte-lyemîni ve-iżâ ġarabet takriduhum żâte-şşimâli vehum fî fecvetin minhuc żâlike min âyâtiAllâhik men yehdiAllâhu fehuve-lmuhtedis vemen yudlil felen tecide lehu veliyyen murşidân 18. Vetahsebuhum eykâzan vehum rukûdun ve nukallibuhum żâte-lyemîni veżâte-şşimâlis vekelbuhum bâsitun żirâ’ayhi bilvasîdic levi-ttala’te ‘aleyhim levelleyte minhum firâran velemuli/te minhum ru’bân 19. Vekeżâlike be’aśnâhum liyetesâelû beynehumc kâle kâ-ilun minhum kem lebiśtums kâlû lebiśnâ yevmen ev ba’da yevminc kâlû rabbukum a’lemu bimâ lebiśtum feb’aśû ehadekum biverikikum hâżihi ilâ-lmedîneti felyenzur eyyuhâ ezkâ ta’âmen felye/tikum birizkin minhu velyetelattaf velâ yuş’iranne bikum ehadân 20. İnnehum in yazherû ‘aleykum yercumûkum ev yu’îdûkum fî milletihim velen tuflihû iżen ebedân 21. Vekeżâlike a’śernâ ‘aleyhim liya’lemû enne va’daAllâhi hakkun ve enne-ssâ’ate lâ raybe fîhâ iż yetenâze’ûne beynehum emrahums fekâlû-bnû ‘aleyhim bunyânâens rabbuhum a’lemu bihimc kâle-lleżîne ġalebû ‘alâ emrihim lenetteḣiżenne ‘aleyhim mescidân 22. Seyekûlûne śelâśetun râbi’uhum kelbuhum veyekûlûne ḣamsetun sâdisuhum kelbuhum racmen bilġaybis veyekûlûne seb’atun veśâminuhum kelbuhumc kul rabbî a’lemu bi’iddetihim mâ ya’lemuhum illâ kalîlunk felâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhiran velâ testefti fîhim minhum ehadân 23. Velâ tekûlenne lişey-in innî fâ’ilun żâlike ġadân 24. İllâ en yeşâaAllâhuc veżktümör rabbeke iżâ nesîte vekul ‘asâ en yehdiyeni rabbî li-akrabe min hâżâ raşedân 25. Velebiśû fî kehfihim śelâśe mi-etin sinîne vezdâdû tis’ân 26. KuliAllâhu a’lemu bimâ lebiśûs lehu ġaybu-ssemâvâti vel-ardis ebsir bihi ve esmi’c mâ lehum min dûnihi min veliyyin velâ yuşriku fî hukmihi ehadân 27. Vetlu mâ ûhiye ileyke min kitâbi rabbikes lâ mubeddile likelimâtihi velen tecide min dûnihi multehadân 28. Vasbir nefseke me’a-lleżîne yed’ûne rabbehum bilġadâti vel’aşiyyi yurîdûne vechehus velâ ta’du ‘aynâke ‘anhum turîdu zînete-lhayâti-ddunyâs velâ tuti’ men aġfelnâ kalbehu ‘an żikrinâ vettebe’a hevâhu vekâne emruhu furutân 29. Vekuli-lhakku min rabbikums femen şâe felyu/min vemen şâe felyekfurc innâ a’tednâ lizzâlimîne nâran ehâta bihim surâdikuhâc ve-in yesteġîśû yuġâśû bimâ-in kelmuhli yeşvî-lvucûhec bi/se-şşerâbu vesâet murtefekân 30. İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti innâ lâ nudî’u ecra men ahsene ‘amelân 31. Ulâ-ike lehum cennâtu ‘adnin tecrî min tahtihimu-l-enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min żehebin veyelbesûne śiyâben ḣudran min sundusin ve-istebrakin mutteki-îne fîhâ ‘alâ-l-erâ-ikic ni’me-śśevâbu vehasunet murtefekân 32. Vadrib lehum meśelen raculeyni ce’alnâ li-ehadihimâ cenneteyni min a’nâbin ve hafefnâhumâ binaḣlin vece’alnâ beynehumâ zer’ân 33. Kiltâ-lcenneteyni âtet ukulehâ velem tazlim minhu şey-âenc vefeccernâ ḣilâlehumâ neherân 34. Vekâne lehu śemerun fekâle lisâhibihi vehuve yuhâviruhu enâ ekśeru minke mâlen ve e’azzu neferân 35. Vedeḣale cennetehu vehuve zâlimun linefsihi kâle mâ ezunnu en tebîde hâżihi ebedân 36. Vemâ ezunnu-ssâ’ate kâ-imeten vele-in rudidtu ilâ rabbî leecidenne ḣayran minhâ munkalebân 37. Kâle lehu sâhibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke raculân 38. Lâkinne huvaAllâhu rabbî velâ uşriku birabbî ehadân 39. Velevlâ iż deḣalte cenneteke kulte mâ şâaAllâhu lâ kuvvete illâ biAllâhic in terani enâ ekalle minke mâlen ve veledân 40. Fe’asâ rabbî en yu/tiyeni ḣayran min cennetike veyursile ‘aleyhâ husbânen mine-ssemâ-i fetusbiha sa’îden zelekân 41. Ev yusbiha mâuhâ ġavran felen testatî’a lehu talebân 42. Veuhîta biśemerihi feasbeha yukallibu keffeyhi ‘alâ mâ enfeka fîhâ vehiye ḣâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ veyekûlu yâ leytenî lem uşrik birabbî ehadân 43. Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûniAllâhi vemâ kâne muntasirân 44. Hunâlike-lvelâyetu liAllâhi-lhakkic huve ḣayrun śevâben ve ḣayrun ‘ukbân 45. Vadrib lehum meśele-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i faḣteleta bihi nebâtu-l-ardi feasbeha heşîmen teżrûhu-rriyâhuc vekânaAllâhu ‘alâ kulli şey-in muktedirân 46. Elmâlu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâs velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun emelân 47. Veyevme nuseyyiru-lcibâle veterâ-l-arda bârizeten vehaşernâhum felem nuġâdir minhum ehadân 48. Ve’uridû ‘alâ rabbike saffen lekad ci/tumûnâ kemâ ḣalaknâkum evvele merratinc bel ze’amtum ellen nec’ale lekum mev’idân 49. Vevudi’a-lkitâbu feterâ-lmucrimîne muşfikîne mimmâ fîhi veyekûlûne yâ veyletenâ mâ li hâżâ-lkitâbi lâ yuġâdiru saġîraten velâ kebîraten illâ ahsâhâc vevecedû mâ ‘amilû hâdirâanc velâ yazlimu rabbuke ehadân 50. Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse kâne mine-lcinni fefeseka ‘an emri rabbihik efetetteḣiżûnehu veżurriyyetehu evliyâe min dûnî vehum lekum ‘aduvvunc bi/se lizzâlimîne bedelân 51. Mâ eşhedtuhum ḣalka-ssemâvâti vel-ardi velâ ḣalka enfusihim vemâ kuntu mutteḣiże-lmudillîne ‘adudân 52. Veyevme yekûlu nâdû şurakâ-iye-lleżîne ze’amtum fede’avhum felem yestecîbû lehum vece’alnâ beynehum mevbikân 53. Veraâ-lmucrimûne-nnâra fezannû ennehum muvâki’ûhâ velem yecidû ‘anhâ masrifân 54. Velekad sarrafnâ fî hâżâ-lktümör-âni linnâsi min kulli meśelinc vekâne-l-insânu ekśera şey-in cedelân 55. Vemâ mene’a-nnâse en yu/minû iż câehumu-lhudâ veyestaġfirû rabbehum illâ en te/tiyehum sunnetu-l-evvelîne ev ye/tiyehumu-l’ażâbu kubulân 56. Vemâ ntümörsilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne vemunżirînec veyucâdilu-lleżîne keferû bilbâtili liyudhidû bihi-lhakkas vetteḣażû âyâtî vemâ unżirû huzuvân 57. Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi fea’rada ‘anhâ venesiye mâ kaddemet yedâhuc innâ ce’alnâ ‘alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu vefî âżânihim vakrâans ve-in ted’uhum ilâ-lhudâ felen yehtedû iżen ebedân 58. Verabbuke-lġafûru żû-rrahmetis lev yu-âḣiżuhum bimâ kesebû le’accele lehumu-l’ażâbec bel lehum mev’idun len yecidû min dûnihi mev-ilân 59. Vetilke-lkurâ ehleknâhum lemmâ zalemû vece’alnâ limehlikihim mev’idân 60. Ve-iż kâle mûsâ lifetâhu lâ ebrahu hattâ ebluġa mecme’a-lbahrayni ev emdiye hukubân 61. Felemmâ beleġâ mecme’a beynihimâ nesiyâ hûtehumâ fetteḣaże sebîlehu fî-lbahri serabân 62. Felemmâ câvezâ kâle lifetâhu âtinâ ġadâenâ lekad lakînâ min seferinâ hâżâ nasabân 63. Kâle eraeyte iż eveynâ ilâ-ssaḣrati fe-innî nesîtu-lhûte vemâ ensânîhu illâ-şşeytânu en eżkurahuc vetteḣaże sebîlehu fî-lbahri ‘acebân 64. Kâle żâlike mâ kunnâ nebġic ferteddâ ‘alâ âśârihimâ kasasân 65. Fevecedâ ‘abden min ‘ibâdinâ âteynâhu rahmeten min ‘indinâ ve’allemnâhu min ledunnâ ‘ilmân 66. Kâle lehu mûsâ hel ettebi’uke ‘alâ en tu’allimeni mimmâ ‘ullimte ruşdân 67. Kâle inneke len testatî’a me’iye sabrân 68. Vekeyfe tasbiru ‘alâ mâ lem tuhit bihi ḣubrân 69. Kâle setecidunî in şâaAllâhu sâbiran velâ a’sî leke emrân 70. Kâle fe-ini-tteba’tenî felâ tes-elnî ‘an şey-in hattâ uhdiśe leke minhu żikrân 71. Fentalekâ hattâ iżâ rakibâ fî-ssefîneti ḣarakahâs kâle eḣaraktehâ lituġrika ehlehâ lekad ci/te şey-en imrân 72. Kâle üzüntü ekul inneke len testatî’a me’iye sabrân 73. Kâle lâ tu-âḣiżnî bimâ nesîtu velâ turhiknî min emrî ‘usrân 74. Fentalekâ hattâ iżâ lakiyâ ġulâmen fekatelehu kâle ekatelte nefsen zekiyyeten biġayri nefsin lekad ci/te şey-en nukrân 75. Kâle üzüntü ekul leke inneke len testatî’a me’iye sabrân 76. Kâle in seeltuke ‘an şey-in ba’dehâ felâ tusâhibnîs kad belaġte min ledunnî ‘użrân 77. Fentalekâ hattâ iżâ eteyâ ehle karyetini-stat’amâ ehlehâ feebev en yudayyifûhumâ fevecedâ fîhâ cidâran yurîdu en yenkadda feekâmehus kâle lev şi/te letteḣażte ‘aleyhi ecrân 78. Kâle hâżâ firâku beynî vebeynikec seunebbi-uke bite/vîli mâ lem testati’ ‘aleyhi sabrân 79. Emmâ-ssefînetu fekânet limesâkîne ya’melûne fî-lbahri feeradtu en e’îbehâ vekâne verâehum melikun ye/ḣużu kulle sefînetin ġasbân 80. Veemmâ-lġulâmu fekâne ebevâhu mu/mineyni feḣaşînâ en yurhikahumâ tuġyânen vekufrân 81. Feeradnâ en yubdilehumâ rabbuhumâ ḣayran minhu zekâten veakrabe ruhmân 82Veemmâ-lcidâru fekâne liġulâmeyni yetîmeyni fî-lmedîneti vekâne tahtehu kenzun lehumâ vekâne ebûhumâ sâlihan feerâde rabbuke en yebluġâ eşuddehumâ veyestaḣricâ kenzehumâ rahmeten min rabbikec vemâ fe’altuhu ‘an emrîc żâlike te/vîlu mâ lem testi’ ‘aleyhi sabrân 83. Veyes-elûneke ‘an żî-lkarneynis kul seetlû ‘aleykum minhu żikrân 84. İnnâ mekkennâ lehu fî-l-ardi veâteynâhu min kulli şey-in sebebân 85. Feetbe’a sebebân 86. Hattâ iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-etin vevecede ‘indehâ kavmâenk kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu’ażżibe ve-immâ en tetteḣiże fîhim husnân 87. Kâle emmâ men zaleme fesevfe nu’ażżibuhu śümme yuraddu ilâ rabbihi feyu’ażżibuhu ‘ażâben nukrân 88. Veemmâ men âmene ve’amile sâlihan felehu cezâeni-lhusnâs vesenekûlu lehu min emrinâ yusrân 89. Śumme etbe’a sebebân 90. Hattâ iżâ beleġa matli’a-şşemsi vecedehâ tatlu’u ‘alâ kavmin lem nec’al lehum min dûnihâ sitrân 91. Keżâlike vekad ehatnâ bimâ ledeyhi ḣubrân 92. Śumme etbe’a sebebân 93. Hattâ iżâ beleġa beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlân 94. Kâlû yâżâ-lkarneyni inne ye/cûce veme/cûce mufsidûne fî-l-ardi fehel nec’alu leke ḣarcen ‘alâ en tec’ale beynenâ vebeynehum seddân 95. Kâle mâ mekkennî fîhi rabbî ḣayrun fee’înûnî bikuvvetin ec’al beynekum vebeynehum radmân 96. Âtûnî zubera-lhadîdis hattâ iżâ sâvâ beyne-ssadefeyni kâle-nfuḣûs hattâ iżâ ce’alehu nâran kâle âtûnî ufriġ ‘aleyhi kitrân 97. Femâ-stâ’û en yazherûhu vemâ-stetâ’û lehu nakbân 98. Kâle hâżâ rahmetun min rabbîs fe-iżâ câe va’du rabbî ce’alehu dekkâ/es vekâne va’du rabbî hakkân 99. Veteraknâ ba’dahum yevme-iżin yemûcu fî ba’dins venufiḣa fî-ssûri fecema’nâhum cem’ân 100. Ve’aradnâ cehenneme yevme-iżin lilkâfirîne ‘ardân 101. Elleżîne kânet a’yunuhum fî ġitâ-in ‘an żikrî vekânû lâ yestatî’ûne sem’ân 102. Efehasibe-lleżîne keferû en yetteḣiżû ‘ibâdî min dûnî evliyâ/ec innâ a’tednâ cehenneme lilkâfirîne nuzulân 103. Kul hel nunebbi-ukum öğren-aḣserîne a’mâlân 104. Elleżîne dalle sa’yuhum fî-lhayâti-ddunyâ vehum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’ân 105. Ulâ-ike-lleżîne keferû bi-âyâti rabbihim velikâ-ihi fehabitat a’mâluhum felâ nukîmu lehum yevme-lkiyâmeti veznân 106. Żâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vetteḣażû âyâtî verusulî huzuvân 107. İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti kânet lehum cennâtu-lfirdevsi nuzulân 108. Ḣâlidîne fîhâ lâ yebġûne ‘anhâ hivelân 109. Kul lev kâne-lbahru midâden likelimâti rabbî lenefide-lbahru kable en tenfede kelimâtu rabbî velev ci/nâ bimiślihi mededân 110. Kul innemâ enâ beşerun miślukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhiduns femen kâne yercû likâe rabbihi felya’mel ‘amelen sâlihan velâ yuşrik bi’ibâdeti rabbihi ehadân  
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

maltepe escort ataşehir escort anadolu yakası escort kadıköy escort anadolu yakası escort ataşehir escort ümraniye escort pendik escort kartal escort